Search

Beden Hayır derse...

Beden ‘’Hayır’’ derse…

‘’ There is an innate wisdom in our bodies’’ Walter Cannon

1993 senesinde babam çok ağır hastayken ben de çok sağlıksızdım. Bağırsaklarım sürekli rahatsızlık verdiği gibi yemek yiyemez olmuştum. Suyu kaşıkla içtiğim zamanları hatırlarım.Tavuk yumurta hikayesi gibi ; yemek yemedikçe daha rahatsız hissedip yaşam sevincimi iyicene yitirmiştim.

Bir kaç doktor dolaştıktan sonra hayat karşıma rahmetli Doktor Öznur Kuşakçıoğlu’nu çıkarmıştı. Hiç unutmuyorum, beni çok etkilemişti o zamanlar. Benim o halimi görünce ‘’ otur kızım, bana hayat hikayeni anlat’’ demişti. Beni dinlemişti sadece. Teşhis ve isim koymadan, dinlenme ve tek bir ilaç önererek beni uğurlamıştı. Oradan çıktığımda şikayetim yarı yarıya azalmıştı…

Geriye dönüp baktığımda , Öznur Bey’in ta o zamanlarda ,bedene ve zihne bir bütün olarak bakabilmiş olan nadir doktorlardan biri olduğunu görüyorum ve saygıyla anıyorum kendisini. Seneler sonra rahatsızlığımın kronik İrritabl bağırsak sendromu olduğunu öğrendim.

Doktorlar gelen hastanın sorununu çözmek ve gidermek ister. Tedavide yapılan en büyük hata zihni bedenden ayırmaktır. Kronik rahatsızlıklar söz konusu olduğunda ; bu kişinin hayatında neler oluyor da bunları yaşıyor diye de sorgulamak gerekiyor.

Aynı şekilde ADD, ADHD, Davranış bozuklukları vb sorunlar yaşayan çocukları, yeme bozuklukları olan ve uyuşturucuya bağımlı gençleri bir teşhisle etiketlemeden önce, bu çocuklar neler yaşamış olabilir diye sorgulamak gerekir.

Duygularımız sağlığımızdan ve fizyolojimizden bağımsız değildir. Bağışıklık sistemimiz günlük deneyimlerimizden bağımsız değildir. Bastırdığımız duygular strese ve dolayısıyla hastalıklara sebep oluyor.

Doktor Gabor Mate doktorluk hayatında hastalarını bu yaklaşımla tedavi etmeye çalışmıştır.

ALS (Amyotrofik lateral skleroz), MS (Multiple skleroz), Romatoid artrit, Astım, Kolit, Alerji, otoimmün hastalıklar, İBS (İrritabl bağırsak sendromu), Alzheimer, Kanser hastalarıyla yapılan bilimsel incelemeler ve görüşmeler sonuncunda ; bu hastaların ortak özelliklerinin duyguları ifade etmekte yetersizlik, bastırılmış kızgınlık, başkalarının duygusal ihtiyaçlarına öncelik vermek, bastırılmış acı, yardım isteyememek, çatışmadan kaçınmak, şikayet etmemek, kendi sıkıntılarını yok saymak ve hayır diyememek olduğunu tespit etmiştir.

‘’ When you don’t pay attention to emotional signals; your body says: ok here are some physical signals for you’’.

‘’ When the body says no’’ isimli kitabında stress-hastalık bağlantısını bilimsel incelemelere dayanarak anlatmıştır. Kitabın genel bir özetini yapmak istiyorum.

Bu kitap için yaptığı 100 ü geçen röportajın genel teması ; duygusal olarak tatmin edici olmayan çocuk-ebeveyn etkileşimidir. Çocuğun duygularını görüp anlayabilen ve çocuğun duygusal ihtiyaçlarına uyumlanmış empati ile karşılık verebilen ebeveyn ilişkisi ; çocuğun sağlıklı bir şekilde kendini düzenleyebilmesi için gereklidir.

Çocuk sevildiğini hissetmiş olabilir ancak çok daha derinlerde ‘’gerçekte olduğu kişi ‘’için değer görmemiş olduğunu deneyimlemiş olabilir. Çocuğu büyüten kişiler , kendileri de türlü sebeplerden dolayı stresliyse ve çocukla gerekli uyumlanmayı sağlayamamışlarsa; o çocuk yaşadığı duygularla yalnız hissetme eğiliminde olarak büyür. Yani onu anlayacak, onun duygusuna yer verecek kimse yoktur. Burada bahsedilen , çocuğun ailesi tarafından sevilmemesi değil fakat çocuğun duygusal olarak görülmesi ve anlaşılması ile ilgili algısındaki bir boşluk hissidir. Başka bir deyişle ebeveynler fiziksel olarak oradadır ama duygusal olarak yokturlar. Ebeveyn kendisi de çocukken incinmiştir. Bu şekilde büyümüş olan kişinin bilinçaltı, ilerde benzer şekilde anlaşılmayacağı, kabul görmeyeceği ve değersiz hissedeceği ilişkileri.hayatına çekebilir.

Birçoğumuz ya yalnız, ya da en derindeki ihtiyaçlarımızı onurlandırmayan ve duygusal olarak yetersiz ilişkiler yaşıyoruz. Ciddi rahatsızlıklar yaşayan hastaların çoğu hayatlarında ‘’Hayır’’ demeyi öğrenememişlerdir.

Ebeveynlik nesillerin dansıdır. Bir nesli etkileyen ve tam olarak çözülmemiş olan , diğer nesile geçecektir.

Bilinçaltı inanç kalıplarımız hücrelerimize işlemiştir ve bizim davranışlarımızı kontrol ederler:

‘’Güçlü olmam gerek’’ . ‘’ Ben her şeyin üstesinden gelirim’’ .

‘’Kızgın olmamam lazım’’. ‘’ Kızarsam sevilmem’’. ‘’ Bütün dünyadan sorumluyum’’. ‘’Annemi mutlu etmem gerek’’. ‘’Yetersizim’’. ‘’Sevilmiyorum’’.’’Bir şey yapmadığım sürece var olmuyorum’’.’’Benimle ilgilenmeleri için hasta olmalıyım’’. ‘’Yalnızım’’. ‘’Sevilmek için çok çalışmam lazım’’ ‘’Değersizim’’ ‘’İnsanlar beni beğenirse değerli hissedebilirim’’…

Bu bilinçaltı inançların taşıdığı stres bir çok hastalığın oluşmasında katkıda bulunurlar. Kendimizi bunlardan özgürleştirmek bizim özgür seçimimizdir.

Hastalıkların tek bir nedeni yoktur. Hastalığa neden olan ; sadece kızgınlığı bastırmak veya iyi kişi olmaya çalışmak değildir. Bir çok etken bir arada hastalığın veya sağlığın oluşmasında rol alır.

Şifalanmak, yolunda gitmeyen şeyleri farketme isteğidir aynı zamanda. ‘’ Dengede olmayan nedir’’? ‘’Neyi bilmiyorum veya bilmezden geliyorum’’? ‘’ Bedenim neye hayır diyor’’? Bu soruları soramazsak dengenin bozulmasındaki etken olan stresi göremeyiz.

Bir çok kişi kendini tanımaya ve kişisel gelişime direnir çünkü ‘’mutlu çocukluk’’ hikayesine bağlı kalmak ister.

Nasrettin Hoca bir gün sokak lambasının altında , dizlerinin üstünde bir şey aranıyormuş. Komşuları ne aradığını sorunca ‘’ anahtarımı’’ diye cevap vermiş. Bunun üzerine komşuları da aramaya katılmış. Dikkatle köşe bucak aramalarına rağmen kimse anahtarı bulamamış. Sonunda birisi anahtarı nerede kaybettiğini sorunca hoca ‘’ evimde’’ diye cevap vermiş. ‘’O halde neden burada arıyorsun?’’ , ‘’ Çünkü tabi ki burada ışığın altında daha iyi görürüm ‘’ diye cevap vermiş Nasrettin Hoca.

‘’ A search outside where the light shines will not yield us the key to health; we have to look inside, where it is dark and murky.’’

Şifalanma süreci bütünleşme sürecidir. Şifalanmak için içeriye bakmak lazım, karanlıkta kalan yerlere…

‘’ Hayatımı kendi gerçeğime sadık kalarak mı yoksa başkalarının beklentilerini karşılayarak mı yaşıyorum?’’


32 views0 comments

Recent Posts

See All

I am truly grateful to work with Etel. She quides the sessions with so much kindness, humbleness, patience, gentleness and deep presence. Etel creates a safe and objective space from where to witness

Let me tell you about Etel... Sometimes life just sends you Angels. Etel is one of them. I am very grateful to Etel as she has offered therapy to my mum and has refused to take even any money for it.

Etel Avayu ile Şefkatle Araştırma Seansı Şefkatle Araştırma (Compassionate Inquiry) nedir? Her birimizin içinde ihtiyaçları giderilmemiş bir çocuk olduğu inancıyla yola çıkan Şefkatle Araştırma, çocuk